Eskiden müze dendi mi, bir çok tarihi eserin, estetik bir biçimde sergilenmesi ve sıkı skıya korunması akla gelirdi.
Bizler de bileti ve müzeyi tanıtan minik broşürü (o da varsa tabii) alır, kapıdan içeri girer, uslu uslu, eserlere değmeden dokunmadan gezerdik. Kafamızda o dönemi canlandırmaya, kulaktan kulağa yayılan bilgileri öğrenmeye çalışırdık.
Daha sonra bazı müzelerin girişine, hediyelik eşya satan ufak alışveriş mağazaları eklendi. Ardından dinlenirken, aldığınız broşürleri karıştırabileceğiniz ‘Cafe’ler geldi.
Gelin görün ki Türkiye hiçbir zaman müzecilikte iddialı olmadı, olamadı. Bunca tarihi esere sahip olup da müzeciliğin bu kadar geride kalması inanılır gibi değil. İnsanlarımız da müze gezmeyi sevmiyor.
Internet’in yaygınlaşmasıyla birlikte tüm dünyada ve dolasıyla Türkiye’de müzecilik sıkıntılı dönemler yaşamaya başladı. Çünkü sanal dünya da müzeyi gezebilen insanlar artık müzelere daha az gidiyor. Öyle ya orada da gezebilecek, burada da gezebiliyor. Niye hem zaman hem para harcasınlar ki ?
Bu çıkmazın tek bir çıkışı var. Bundan sonra ziyaretçilerini o döneme götürüp, o dönemde yaşatabilenler ayakta kalacak. Yani sadece eser sergileyen değil, o eserleri yaşatarak öğreten müzeler ayakta kalacak.
Bunun örnekleri yavaş yavaş oluşmaya başladı. Norveç; Viking Müzesi ile bu alanda atağa geçti. Hollanda; İnsan Müzesi Müzesi ile takip ediyor.
Türkiye’de ise bu konuda henüz bir çalışma yok. Girişimcilere ve ilgililere duyurulur.